Son zamanlarda Türkiye’de eğitim kurumlarında çocuklara ve gençlere yönelik dini okul programlarına entegre edilmesi, hem toplum hem de genişletilmiş arasında yoğun tartışmalara neden oluyor. Özellikle devlet okulları ve özel eğitim kurumlarında uygulanan bu tür girişimler, çocukların hakları ve haklarına dair ciddi endişeleri beraberinde getiriyor. Uzmanlar ve ebeveynler, çocukların özgür iradelerine müdahale edilmeden, laiklik dergilerinin kaydedilmesinden ve çocuk haklarına saygı gösterilerek eğitim özgürlüğünü savunuyor.
Ancak son zamanlarda uygulama konan Ramazan etkinlikleri ve dini programları, çocukların yaşlarına ve psikolojik gelişimlere uygun olmayan programlar içeriyor. Bu durum, kurtarıcıların “gereksiz ve zararlı” önerileri gündeme getiriliyor, çocukların eğitim özgürlükleri ve hakların ciddi şekilde zedelendiği şekilde düzeltiliyor. Gelişimsel açıdan bakıldığında, bu tür uygulamaların çocukların hastalıklarını, psikolojik özelliklerini ve sosyal uyumunu olumsuz etkiliyor.
Hukuki ve Pedagojik Çerçevede Dini Pratikler
Mevzuat açısından, çocukların dini pratiklerinin takip edilmesi ve kayıtlara alınması, uluslararası çocuk hakları sözleşmeleri ve firmamızın temel hukuk ilkeleriyle çelişiyor. Bir çocuğun dini gelişimi tamamen onun ve ailesinin inisiyatifine bırakılmalıdır. Devletin, eğitim ortamında her türlü dini uygulamanın denetimin sağlanması, anayasamızın temel laiklik ilkeleriyle uyumsuzlukla ilgili bir durum ortaya çıkıyor. Pedagojik açıdan ise çocukların gelişimsel gelişmeleri göz ardı ediliyor.
Uzmanlar, çocukların yaşlarına uygun eğitim ve öğretim özgürlüğü kullanmamalı, onların dini özgürlükleri ise kişiler tarafından korunmalı. Çocukların küçük yaşta, baskı veya süresi altında pratiklere maruz kalmaları, sağlık sorunlarının bozulmasına neden olabilir ve hastalıklarını zedeleyebilir. Ayrıca “yapan–yapmayan”, “uygun–uygunsuz” gibi ikili ayrımlar çocuklar arasında uygulamalar ve sosyal sürelere neden olabilir.

Devlet, Dini Denetim ve Eğitim Politikaları
Türkiye’de Milli Eğitim Bakanlığı’nın son dönemki uygulamaları, okulları adeta bir dini denetim alanında yapılması istenilene işaret ediyor. Bu uygulamalar, küresel sadece akademik değil, aynı zamanda dini eğitimleriyle de bilgilendiği anılarını yaşatıyor. Ancak düzen, bu alanda bir denge kurması gerekir; insanların bilinçleri ve özgür iradeleri ön planda tutulmalı. Aksi takdirde, kamuoyunun da sık sık dile getirdiği gibi, eğitim alanının dini denetim oranları biçimlerine dönüşebilir.
Uzmanlar, bu politikaların uzun vadeli toplumların kutuplaşmasını artırabileceğine ve bireylerin kimlik gelişimi üzerinde olumsuz etkiler bırakabileceğine dikkat çekiyor. Özellikle çocukların evrensel ve benlik gelişim açısından, okulun bir “dini merkez” haline getirilmesi kabul edilmemeli. Eğitim, özerk, özgürlükçü bir şekilde yürütülmeli. Çocuklar, kendi seçimleriyle dini pratiğine katılmalı; Zorunlu ve sürekli denetim yapılmamalıdır.
Ramazan Çetelesi ve Çocuk Haklarının İhlali
Antalya’daki anaokulunda kullanılan ve “Ramazan Çetelesi” adıyla sunulan uygulama, çocukların dini pratiklerini sürekli izleme ve ölçme amacı taşıyan ciddi bir örnek. İçeriğinde “Oruç, namaz, Kuran (sayfa sayıları), sadaka, teravih ve Kelime-i Tevhid” gibi aktiviteler bulunan bu parmaklar, çocuğun gelişimsel özellikleri ve yaşlarına uygun olmayan aşırı ve zorlayıcı bir içerik barındırıyor. Bu, çocukların dini gelişimlerini takip etmek yerine, onların küçük yaştaki dini baskıya zorlamanın göstergesi olarak görülebilir.
Uzmanlar, bu tarz süreçlerin, çocukların psikolojik sağlığı ve sorunları üzerinde ciddi olumsuz etkiler yaratabileceğine dikkat çekiyor. Bu uygulama, çocukların iradelerini kullanarak özgürlüğünü elinden almak, sürekli denetim altında tutmak anlamına geliyor. Ayrıca çocuklar arasında dini pratiklerde “yapan–yapmayan” gibi ayrımlar yaparak olumsuz sosyal ayrımlara yol açabilir.
Resmi Açıklamalar ve Hukuki Çerçeve
Türkiye’de Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 9 Nisan 2025 tarihli açıklamasında, “dini pratiklerin, ergenliğin sona ermesinin ardından akıllı bireyler tarafından yerine getirilmesi” belirtiliyor. Ancak bu açıklama, çocukların dini pratiklerini okul ortamında bulunamaması veya takip için kullanılmaması gerekir. Çocukların dini özgürlükleri, laik eğitim politikaları ve uluslararası sözleşmeler çerçevesinde korunmalı.
Çocuğun, ergenlik öncesinde dini pratikleri uygulaması, hukuki açıdan tartışmasına neden oluyor. Bu yerde, saklanmadan önceliği, çocukların özgürlükleri ve haklarının korunması gerekir; pratik dinileri zorunlu hale getirmek veya sürekli izlemek değil. Bu biçimlerin hem etik hem de değiştirilerek büyütülmesi ve kişinin gelişiminin göz önünde bulundurulması.
Toplumsal ve Hukuki Endişeler
Sonuç olarak, alınan eğitim politikaları ve uygulamaları, toplumda ciddi endişeler yaratmaya devam ediyor. Kamuoyu, özellikle çocuk hakları ve laiklik ilkelerini, bu sistemin şeffaf ve kurallara uygun hale getirilmesini talep ediyor. Çocukların eğitim alanında güvenli, özgür ve birikimli bir öğrenmeleri teminattan alınmalı. Tüm bunların göz önünde bulundurulması, mevcut dosyaların daha insani ve formatlanmış olarak içine çekilmesi, insanların özgürlüklerinin temel alınmasıdır.
