Görsel ve video üretimi yapay zekanın yükselişi, dijital dünyanın nihai şekilde dönüştürülmesi. Artık milyarlarca yapay zeka tarafından tüketilen içerik, günlük yaşamımızın parçalarının bir parçası haline geliyor. Bu gelişmeler, üretimin içeriğinin sınırlarını zorlamakla kalıyor, aynı zamanda insanların hafıza ve algı sistemlerini derinden etkiliyor. Görüntülerin ve videoların üretim kapasitesinin artmasıyla birlikte, gerçekliği ayırt etmek giderek zorlaşıyor; zira yapay zeka, neredeyse gerçek gibi görünen sahte içerikler yaratıldığında inanılmaz bir hız ve ayrıntıya ulaşıyor.
Günümüzde, üretken yapay zeka modelleri sayesinde özelleştirilmiş yeni görsel ve video her gün internete akıp gidiyor. 2022 tahminlerine göre toplamda yaklaşık 15 milyar sahte görsel üretilmiş ve bu içeriklerin günlük üretim miktarı 34 milyona ulaştı. Sosyal medya platformlarındaki paylaşımların %71’inden fazlası yapay zeka tarafından üretilen görsellerden oluşuyor. TikTok gibi platformlarda ise 1,3 milyar aşkın yapay zeka ile etiketlenmiş video bulunuyor. Bu büyük hacimdeki içerik, insanların gerçekliği ile yapay zeka arasındaki anlayış farkını güçlendiriyor ve yeni güvenlik endişeleri doğuruyor.
Kapalı kapılar ardında yapılan bu üretim, dijital şartlarda yeni bir gerçeklik algısı oluşur. Görüntülerin görüntüleri, ilk bakışta gerçek fotoğraflarla birlikte sunulmasını sağlar. İnsan beyninin bu sahte içeriklere olan tepkisi, hızlı ve otomatik biçimde onların gerçekmiş gibi saklandığı yere kurulur. Uzmanlar, yoğun sahte görsel ve videolara maruz kalmanın, özellikle işlevsel ve sosyal medya kullanıcılarında, gerçeklik algısının olumsuz bozulmasına dikkat çekiyor. Bu içerikler, beyindeki “tanıdıklık” hissinin oluşmasına neden oluyor ve insanlar, bu sahte içerikleri hafızalarında gerçek gibi saklamaya başlıyor.
Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) Media Lab tarafından yapılan çalışmalar, sahte yapay zeka içeriklerinin, kullanıcıların hafıza ve algısını nasıl manipüle ettiğine ışık tutuyor. Katılımcılar, yapay zeka ile görülebilenleri veya videoları gördükten sonra, gerçek zamanlı olarak, yaklaşık iki kat daha fazla “sahte anı” geliştirdiklerini belirtiyor. Bu çalışmalar, yapay zekanın ne denli gelişmiş olduğunu ve ne kadar ikna edici içeriklerin üretilebildiğini gösteriyor. Bu nedenle insanlar, görseller veya videoların gerçekten yaşanmış olup olmamasını sağlamakta güçlük çekiyor; hatta zamanla bu sahte anılar, belleklerine derin biçimde yerleşiyor ve gerçeklikten sapmaya başlıyorlar.
Bellek uzmanlarının ortaya çıkardığı önemli bir gerçek ise şu: yapay zeka tarafından üretilen görsel ve videolar, hafıza üzerinde ciddi ve kalıcı etkiler bırakabiliyor. Özellikle genç kullanıcılar, sürekli sosyal medya ve dijital içeriklerin iç içe olduklarında, “sahte hafıza” oluşma riskiyle karşı karşıya kalıyor. California Üniversitesi Irvine Kampüsü psikologlarından Prof. Dr. Elizabeth Loftus, yapay zekanın araçsallaştırılmasıyla insanların gerçekliğinin algısının değişebileceğini ve yaşadıkları olayları, ayrıntılı ve donanım anılarını geliştirebildiklerini belirtiyor. Bu süreç, insanların doğru ve yanlış arasındaki dağılımını kaybetmelerine neden oluyor.
Hafıza ve gerçeklik arasındaki bu karmaşıklık, günümüzde giderek artan bir güvenlik sorunu doğuruyor. İnsanlar, sahte içeriklere maruz kalıp, onları gerçek olarak kabul edebilir hale geliyor. Bir kez kabul edildikten sonra, bu içeriklerin yeniden hatırlanması, inançların pekişmesi ve görünürn şekillendirilmesi açısından büyük risk taşınması. Dr. Magdalena Kekus, yapay zeka tarafından yazılan görsellerin, yüksek duygusal yük nedeniyle, anıların güçlenmesine neden olduğunu vurguluyor. Bu, sahte yapılandırmalar, güçlü görselleştirmeler ve anlatımlar sayesinde, gerçekmiş gibi zihinlerde canlanmaya devam edilebileceğine işaret ediyor.
Beyin, görsel ve videolara karşı oldukça duyarlı bir organ. Görsellik, metinle karşılaştırıldığında çok daha hızlı ve etkili bir şekilde işleniyor. Dr. Kekus, “Bir görüntü, insana daha fazla gerçeklik ve doğrudan his veriyor. Duygusal farklılık ise, bu görsellerin hafızada kalıcılığını artırıyor.” diyerek, gerçek ve sahteyi ayırt edemeyenlerin, bu içeriklere daha fazla güven duymasını sağlıyor. Bu durumda, sahte içeriklerin, insanların ayrılarak harekete geçmesi, yanlış anlaşılmasın bozulmasına, inançların pekişmesine ve kalıcı hale gelmesine neden oluyor. Bu da, yanlış bilgilerin daha inandırıcı hale gelmesine yol açar.
İnsanlar, her geçen gün, gerçeklik ile orijinal içerikleri ayırmada zorluk çekiyorlar. Akademik çalışmalar, hafızanın esnek yapısı nedeniyle, hiç yaşanmamış olmayan olaylar dahi gerçekmiş gibi kabul edilebileceğini göstermektedir. Bu, özellikle güvenilir olmayan kaynaklardan gelen bilgiler söz konusu olduğunda, ciddi yanılgılara sebep oluyor. Beynimiz, içeriklerin unutularak, sahte olayların gerçekmiş gibi algılanmasının gerçekleştiğidir. Bu durum, insanların yanlış bilgileri tekrar tekrar kullanmasıyla, onların uzun vadeli hafızasında yer edinmesine ve inançların kalıcı hale gelmesine neden olur. Sonuç olarak, yapay zeka teknolojilerinin etik ve kontrollü kullanımı, olumsuz etkilerin en aza indirilmesi amacıyla kullanılabilir. İnsanlar, görsel ve videoların bozulmasını kabul etmez, bu içeriklerin miktarını azaltmanın ilk adımıdır. Ancak, teknolojik olanaklar sunar, doğru ve yerinde kullanım çözümleri ile birleştirmediği sürece, toplumların bu risklerle başa çıkması güçlenir; bu nedenle, evde eğitim ve düzenli politikalar, mükemmel bir dengeyi sağlamaktaydı.




İlk yorum yapan olun