Türkiye’de üniversiteye giriş sınavına giren gençlerin sayısı, son derece hızlı bir şekilde düşüşe devam ediyor. 2026 yılında toplam başvuru sayısı 2 milyon 425 bine kadar gerilenerek, önceki yıllarla kıyaslandığında önemli bir düşüş görülüyor. Bu, düşüşün yalnızca dijital bir veri oluşu çok, gençlerin gelecekteki olan direncindeki kırılmanın ve ekonomik olup olmadığının bir göstergesidir. Artan oranlar, artan yaşam maliyetleri ve sonuçlar gençler, akademik kariyerden uzaklaştırılırken, eğitim sistemine yönelik ciddi eleştirilerin de dozunu artırıyor. Bu durum, Türkiye’nin eğitim politikalarının ve ekonomik yöntemlerinin yeniden gözden geçirilmesini zorunlu hale getiriyor. Geçmiş ilerlemeler, 2024 yılında 3 milyon 120 bin 870 olan başvuruyu yaptığı, 2025’te 2 milyon 560 bin 649’a gerilediği görülüyor. Bu trend, sadece kalıcı değil, gençlerin değişimlerindeki değişimleri yansıtıyor. Ekonomik kayıp ve işsizlik korkusu, gençlerin hayallerinden ve hedeflerinden vazgeçmesine neden oluyor. Gençlik araştırmaları, bu sorunun kökeninde yatan en büyük sebebin, “gelecek güvencesi”nin bulunmadığını ortaya koyuyor. Eğitimde yaşanan bu gerileme, sürdürülebilir bir kalkınma ve toplumsal gelişme açısından ciddi riskler taşıyor. ## Gençlerin En Önemli Sorunu: Geçim Derdi Gençler, artık sadece akademik başarı ve kariyer planlarından çok, geçim kaygısıyla mücadele ediyor. Birçok genç, ailesinden veya kendi seçenekleriyle üniversite masraflarını karşılamaktan vazgeçiyor. Barınma maliyetlerinin katlanması, kira fiyatlarının astronomik seviyelere göre belirtilmesi, özellikle büyük şehirlerde eğitimi imkansız hale getiriyor. İstanbul ve Ankara gibi metropol şehirlerde, öğrenci yurtlarının ve kiralık konutların fiyatları aşırı yüksek seyrediyor. Bu da hem maddi açıdan hem de psikolojik olarak insanların üzerinde büyük bir yük oluşturuyor. Özellikle ekonomik açıdan dezavantajlı ilişkiler, daralmak eğitim hayallerini ertelemek veya tamamen vazgeçmek zorunda kalıyor. Eğitim İş gibi sendika temsilcileri, gençlerin diplomasını almadan bile para kazanma peşinde koşmasının, eğitimden uzaklaşmanın temel nedeni olduğunu vurguluyor. ## Artan İşsizlik ve Yetersiz İstihdam Olanakları Türkiye’de gençlerin önemli bir kısmı mezuniyet sonrası işsizlikle karşılaşıyor. 2023 verileri, 15-24 yaş grubundaki gençlerin %25’inin işsiz olduğunu gösteriyor ve bu rakam, yeni mezunlar için ciddi bir korku kaynağı haline geliyor. İşsiz kalma endişesi, gençlerin üniversiteye başlamadan önce bile ekonomik güvencesini sorgulamasına neden oluyor. Bu yerde, üniversitenin uzun süreli bir “güvence” sunmadığı algılaması güçleniyor. Pek çok genç, mezun olduktan sonra düşük ücretli ve güvencesiz işleri kabul etmek yerine, meslek liselerine veya doğrudan çalışma hayatına atılmayı tercih ediyor. Bu durum, ülkedeki eğitim ve istihdam politikalarının uyumsuzluğunun ve gençlerin beklentilerine cevap veremeyen ekonomik refahın bir parçasıdır. Ayrıca, mezuniyet sonrasında uygun iş imkanlarının sınırlandırılması, gençlerin eğitim masraflarını karşılayabilecekleri kesip yolları aramasını engelliyor ve bu da üniversite başvurularını azaltıyor. ## Üniversite Maliyetlerinin Hızla Artması Eğitimin maliyetleri, birkaç yılda büyük bir artış gösterdi. Karşılaşılan yaşam giderleri, ulaşım, barınma ve genel harcamalar, eğitim bütçelerini ciddi anlamda zorlayacak düzeyde yükselmiş durumda. 2024-2026 yıllarında enflasyon oranlarının dağılımı, eğitim maliyetleri %40’ın üzerinde arttı. Özellikle büyük şehirlerde kira fiyatlarının yıllık artış oranı %30’un üzerinde seyrediyor. Öğrenciler, aylık 3.000 TL’den fazla kira ödemek zorunda kalırken, aile bütçeleri bu yükü kaldırmıyor. Burs ve devlet destekleri, maliyet artışını karşılamada yetersiz kalıyor. Bu nedenle birçok genç, özellikle maddi durumu yetersiz ailelerden gelenler, eğitimden vazgeçiyor veya eğitimlerini daireyi tercih ediyor. Bu noktada, kamusal eğitimin erişilebilirliğini ve öğrenci destek programlarını genişleterek, temel stratejiler arasında yer almalı. ##Geleceğin Umudunun Yitirilmesi ve Toplumsal Sonuçlar Gençlerin motivasyon kaybı, sadece bireysel değil, toplumsal bir sorun olarak ortaya çıkıyor. Üniversiteye olan ilginin gelişmesiyle, inovasyon ve girişimcilik alanında gerileme toplantısında. Mezunların yalnızca %30’unun istihdam edilebildiği, gerek ekonomik açıdan gerekse sosyal açıdan ciddi bir sorun oluşuyor. Gençler, ekonomik zorluklara rağmen kendi yollarını çizmeye devam ediyor, toplumun geneli de bir umutsuzluk hakim olmaya başlıyor. Eğitim seviyesinin azalması, küresel sürdürülebilir kalkınma açısından büyük riskler barındırıyor. Bu noktada, hükümet ve yerel yönetimler, gençlerin umutlarını yeniden inşa etmek ve onları eğitime teşvik etmek için harekete geçirmekli. Kariyer yatırım programlarının yaygınlaştırılması, mezuniyet sonrası iş garantilerinin sürdürülmesi ve ekonomik desteklerin sağlanması, gençlerin motivasyonunu yeniden kazanmalarına katkı sağlayabilir. Bu değişimler olmadan, gençlerin gelecek vizyonu tamamen karartılmış olacak ve ülke ekonomisi için gelecek kaygıları büyüyerek devam edecek.

İlk yorum yapan olun